Liberalizmin Tapusu

Ata Kemal Birol

Liberalizm kimilerine göre kökleri Yunan felsefesine dayanan, Avrupa’da Magna Carta gibi belgelerle temellenmiş ve 18. Yüzyılın aydınlanma hareketleriyle birlikte batı medeniyet tarihinde yerini bulmaya başlamış bir ideoloji. [1] En önemli liberal düşünürlerden olan John Locke’a göre insanın temel ve vazgeçilemez üç hakkı “hayat, hürriyet ve mülkiyet” haklarıdır ve bu anlayış Klasik Liberalizmin temelini oluşturur[2]

John Locke - Vikipedi
Liberalizmin kurucu babalarından John Locke (1632-1704)

 Türkiye’de liberalizmin tarihine baktığımızda ne yazık ki Avrupa kadar köklü bir geçmişi ve sağlam bir felsefi temeli olmadığını görülür. 1838 Baltalimanı Serbest Ticaret Antlaşması ile uluslararası piyasaya göz kırpan Osmanlı Devleti [3] , Tanzimat Fermanı ve sonrasındaki süreçte sosyal hakları tanımaya ve devlet otoritesini kısıtlamaya başladı. Sakızlı Ohannes, Cavit Bey, Ziya Gökalp, Tekin Alp ve Prens Sabahattin gibi düşünürler de Osmanlı liberalizminin ilk tohumlarını attı.[4] Cumhuriyet döneminde sıkça değişen ekonomi politikaları izleyen Türkiye, Özal yönetimiyle birlikte liberalizmle tanıştı ve sonrasında 1994 yılında ilk kez “liberal” kelimesini taşıyan Liberal Demokrat Parti kuruldu.

Liberal Demokrat Parti (Türkiye) - Vikipedi

Türkiye 1994’ten beri çok büyük ve köklü değişimler geçirdi. Yıkıcı ekonomik krizler, Avrupa Birliği’ne giriş süreci, 28 Şubat ve ardından AKP iktidarıyla Türkiye siyasi arenası 1994’te olduğundan çok farklı. Liberalizm halka canhıraş anlatılmaya çalışılan ama yine de karşılık bulamayan ve sandıkta istediğini asla alamayan bir ideolojiden, sosyal medya sayesinde (hakaret amaçlı da olsa) devamlı bahsi geçen ve tartışılan bir ideoloji haline geldi. 3H Hareketi ve Daktilo1984 gibi güncel örneklerden de görülebileceği gibi özellikle gençler arasında anlaşılan ve alternatif olarak kabul edilen bir liberalizm var artık önümüzde. Sosyal medya ve internetin gelişmesi 2010ların gençlerini her alana Türkiye’de sıkışıp kalmaktan kurtardığı gibi liberalizm konusunda da 90’larda mümkün olmayan bir erişim imkânı sağladı. Artık Avrupalı ve Amerikan düşünürlerin yazılarına ulaşmak, serbest piyasanın ve özgürlüklerin ileri olduğu bu ülkelerden haberler almak ve bu ülkelerin liberalizm anlayışlarını öğrenmek daha kolaylaştı. Bu dönüşümün belki de en sembolik göstergesi Türkiye liberalizminin simgesi olan yunus figürünün yanında Gadsden bayrağı veya sadece engerek yılanı gibi figürlerin kullanılması oldu.

Dosya:Gadsden flag.svg - Vikipedi
Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve öncesinde özgürlüğü sembolize eden engerek yılanını kullanan Gadsden Bayrağı

Peki, yukarda kısa tarihi özetini verdiğim liberalizmin günümüzdeki “temsilcisi” kimdir?  Liberalizmin sancaktarlığını yapan, hakkında söz sahibi olan ya da benim kullanacağım tabiriyle “tapusunu elinde tutan” biri var mıdır? Özellikle Twitter’da genel kabullere uymayan, kendisiyle aynı düşünmeyen kişilere “liboş” damgasını yapıştırmak son dönemlerde tekrar popüler hale geldi. Farklı fikirlerden rahatsız olan liberaller hayali tapuyu ellerinde sallayarak adeta bir aforoz etme yarışına giriyor. Liberal Demokrat Parti sık sık sosyal mecralar üzerinden gerek eski başkan Cem Toker aracılığıyla gerek de il/ilçe hesapları üzerinden bu hataya düşüyor. “Before it was cool” anlayışıyla liberalizm üzerinde bir savunuculuk iddiası kurmaları bu yeni nesil liberalleri rahatsız ediyor ve karşılıklı bir reaksiyon yaratıp iki taraf arasındaki uçurumu açıyor.

only türk siyasi posting on Twitter: "besim tibuk'un, 1999 yılında trt  ekranlarında propaganda konuşması yaparken verdiği trt'yi satma vaadi. "bu  trt'yi de satacağız, bunu da bilin. trt'yi de!"… https://t.co/B39tFyZQ3z"
LDP kurucusu Besim Tibuk’un ünlü seçim konuşması – https://twitter.com/siyasiposting/status/1170006453773656064

Benim de mensubu olduğum bu “yeni nesil” liberaller LDP’nin aksine vatan, millet, Atatürkçülük gibi kavramlara hayli uzak. Uzaklık her zaman kendini karşıtlık olarak göstermese de büyük oranda nötr olma eğilimi olduğu ancak gittikçe antipatinin arttığı söylenebilir. Bu kesimin sahip olduğu fikirler çok geniş bir spektrumda ve Atatürk’ten ölümüne nefret edenden tutun da Türkiye’nin yaygı bombardımanı yaşamadan düzelmeyeceğini iddia etmeye kadar radikalleşebiliyor. Bu yeni nesil Twitter’da çok aktif ve yunus, Türkiye Bayrağı gibi semboller kullanmak yerine yılan, Amerikan Bayrağı, özgürlük heykeli, silah gibi semboller kullanıyorlar. Liberalizmi serbest piyasa ve ifade özgürlüğü arayışının ötesine götürüp bireysel silahlanma gibi Türkiye’de batıdaki kadar konuşulmayan tartışma alanları açıyorlar. Herhangi bir vatanperver bağlılıkları olmadığı gibi parti bağlılıkları da yok ve çeşitli muhalefet partilerinin içinde yer alıp duruma göre oy kullanabiliyorlar. Liberal, Klasik Liberal, Sosyal Liberal, Liberteryen, Minarşist, Anarko-Kapitalist vb. gibi farklı şekillerde kendilerini adlandırıyorlar ve politik skalada sağ altta (lib-right) yer alıyorlar. Komünizm, Faşizm, Siyasal İslam gibi kolektivist ideolojilere de kökten karşılar.

Dosya:Political Compass yellow LibRight.svg - Vikipedi
Eski tip sağcı-solcu ayrımından ziyade dört alanlı politik skala günümüzde daha uygun bir gösterim şekli.

Hal böyleyken yani eski tip liberallerle yeni nesil arasında böyle keskin ayrımlar varken tapunun kimin elinde olduğu sorusunu tekrar sormak gerekiyor. Ancak bana göre cevap fazlasıyla basit: Liberalizm kimsenin tapulu malı değildir, temsilcisi/sözcüsü yoktur, kimse bir başkasını liberallikten aforoz edemez. Bir liberal Atatürk’ten nefret edebilir ya da onu canından çok sevebilir. Bir liberal vatanı için ölmeyi göze alabilir ya da 50 Euro’ya ülkesini satmak isteyebilir. Aynı şekilde dindar bir biçimde bir inanışa da sahip olabilir ya da katı bir ateist olabilir.  Liberalizmin sahip olduğu bireyci yapısı bu tip aykırılıkları ve radikal iki tarafın bulunmasını mümkün kılıyor. Ayrıca bu kadar köklü bir ideolojiye bir ülkenin siyasal konjonktüründen bakıp “X kişisini sevmeyen liberal olamaz” demek liberalizmin direkt kendisine hakaret olur. En nihayetinde Atatürk Türkiyelileri ilgilendiren, Türkiye siyasi tarihinin önemli bir parçası olan bir liderdir. Liberalizm sınırlar ötesi bir ideoloji olduğundan herhangi bir ülkenin kurucusu liberalizmin önünde herhangi bir tarihi figürden fazlası olamaz. Bu sebeple diğer tüm tarihi figürler gibi onu bir sevme zorunluluğu söz konusu olamaz. Hatta tarafsız bir açıdan baktığımızda herhangi bir tarihi figürü “sevmenin” pek de anlamlı olmadığını söylemek yanlış olmaz çünkü 100 yıl öncenin düşünürleri, siyasetçileri, kralları ve kraliçeleri artık fazlasıyla eskide kalmış, geçerliliklerini yitirmiş ve “tarih” olmuşlardır. Herhangi bir aklı başında insanın yapabileceği en mantıklı şey bu tarihi kişiliklerin –dilerse- objektif biçimde iyi-kötü yönlerini incelemek, bu kişilerden ders çıkarmak ve yaptıklarını yorumlamak olmalıdır. Sevgi gönüllülük esasına dayanmadığı sürece sahtedir ve baskı altındadır. Ne devlet eliyle ne de bireysel olarak bir kişiyi bir başkasını sevmeye hatta saygı göstermeye de zorlayamayız; aksine buna zorlamaya çalışan, birini sevmeyi bir insana şart koşan kişiler liberal felsefeyi anlamamış demektir. 

Bireyciliği, özgürlüğü ve özgür düşünceyi savunan insanların, radikal ve saldırgan bir şekilde bir grubu sadece “minnet ve saygı” duymadığı için liboş olarak adlandırması liberal felsefeyle taban tabana zıt. Zaten kutuplaşmanın had safhada olduğu ve saldırgan söylemlerin normalleştiği ülkemizde ön plana çıkan, tanınan liberallerin böyle söylemlere düştüğünü görmek, iyi kötü onların görüşlerinden etkilenmiş olan genç bir liberal olarak beni fazlasıyla üzüyor. Umuyorum ki liberaller zaman içinde daha büyük kitlelere hitap ederler ve kendi içlerinde kim liberal kim liboş kavgası yapmak yerine treni çoktan kaçırmış ülkemizde bu felsefeyi anlatmaya uğraşırlar. Twitter, Youtube gibi sosyal mecralar ve Tablet Düşünce, Daktilo1984 gibi oluşumlar sağladıkları özgür ve ücretsiz erişim imkânlarıyla bunu her geçen gün daha kolay kılıyor. Bu yüzden liberaller arası tartışmaların “liboşlar!!” seviyesinden, makul bir tartışma ortamına çekilmesi bu imkanlar dahilinde daha mümkün.

Ata, Tablet Düşünce’de editör ve kurucudur. atakemalbirol@gmail.com adresinden ulaşılabilir.


[1] Ercoşkun, B. (2019), Tarihsel Bir Perspektiften Türkiye’de Liberalizm, s. 107

[2] http://www.liberal.org.tr/sayfa/liberalizm-ve-turkiyede-liberal-egilimler-mustafa-erdogan,344.php

[3] Negatif sonuçları hakkında iyi bir okuma için: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/494

[4] Eştürk, Ö. (2006), Türkiye’de Liberalizm: 1983-1989 Turgut Özal Dönemi Örneği,  s.21

*Görseller Vikipedi’den alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s