Venezüela Neden Battı?

Emre Can Özkara

Güney Amerika’nın petrol ve maden zengini Venezüela nasıl oldu da battı? Bu aslında 20 yıllık trajik bir hikaye ve ibretlik bir tarih vesikası… Her şey bundan 22 sene önce General Hugo Chaves’in başarısız darbe teşebbüsüyle başladı. 1998 yılında idareyi bir askeri darbeyle ele almak isteyen Chaves, başkent Caracas’a ulaşamadı ve başarısız darbe girişimi sebebiyle anayasal düzeni ortadan kaldırma suçundan müebbet hapse mahkum edildi. Ama tarihin cilvesine bakın ki 1999 yılında çıkan genel af, Chaves’i parmaklıkların ardından çıkardı ve Venezüela’nın çehresini değiştirecek süreç böylece başlamış oldu.

1999 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde aday olan Chaves, merkez sağ ve merkez sol partilerin bölünmesinden de yararlanarak Devlet Başkanı seçildi. Sol popülist söylemlerle Venezüela halkının “yeni söylem” duyma ihtiyacını fazlasıyla karşıladı, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesiyle de sosyal programlar yoluyla da halkın sevgisini kısa sürede kazandı.

Bu arada da tabi kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve rejim haline getirmek için yeni anayasa projesini açıkladı ve referandumla belirlenen usul doğrultusunda üyelerinin neredeyse tamamı kendisi taraftarlarından oluşan bir kurucu meclis oluşturarak yeni anayasayı hazırlattırdı ve referandumla karizması sayesinde kabul ettirdi. Yeni anayasayla başkanın önündeki en önemli denge unsuru olan ve federal yapı içindeki idari dengeyi sağlayan senato kaldırıldı; devlet başkanının tekrar seçilmesinin önü açıldı ve başkana belirli alanlarda meclisten yetki almadan başkanlık kararnamesi, belirli alanlarda da meclisten yetki alarak kanun hükmünde kararname çıkarabilme ve meclisi fesih yetkisi verildi. Bu anayasada 2009 yılında yapılan bir değişiklikle anayasa mahkemesinin bütün üyelerinin devlet başkanı tarafından seçilmesi kabul edildi ve anayasa mahkemesine “kanun konularını belirleme” yetkisi verildi. Bu yetki, başkanın kontrolündeki mahkemenin giderek meclisin düzenleme alanını daraltarak bir tür “sezar” rejimi yaratılmasında rol oynadı. Artık Venezüela için demokrasi eski bir hatıraydı…

2009 yılında Hugo Chaves kanserden ölünce yerine en yakını Nicolas Maduro geçti. Maduro doğru düzgün ilkokul dahi okumamış, otobüs şoförüyken Chaves ile arkadaş olmuştu. Başkan adayı olarak gösterilmesinin tek nedeni de Chaves’in en yakınlarından birisi olmasıydı. Maduro ilk girdiği seçimde ancak %30’larda bir puan alabildi. Ancak pek muhterem yüksek seçim kurulu, seçimde hile yapıldığı gerekçesiyle seçimleri tekrarlattı ve yüce Tanrı’nın lütfuyla (!) Maduro %60’ı ilk turda alıverdi. Maduro, sol popülist söylemlerin dozunu giderek arttırarak tamamen ABD karşıtı bir politikayla ülkenin bütün dış ilişkilerini bozdu. Komşusu Kolombiya ve Guyana’da toprak iddia etti, ABD elçiliğini kapatıp, diplomatları sürdü. 2013 yılından itibaren ABD, önce Maduro ve bazı bakanlara kişisel olarak sonra da parlamento üyelerine kadar uzanan geniş bir devlet ricaline ambargo koydu. 2015’te bu ambargo genel olarak ülkeye uygulanmaya başladı. 2014’ten itibaren düşen petrol fiyatlarıyla ekonomisi durgunluğa giren Venezüela, giderek artan yalnızlığıyla komşularından dahi borç para bulamayacak duruma geldi. Zira IMF’nin kredi vermesi de söz konusu değildi. Hem zaten “Bolivarcı Devrim’in uluslararası sermayenin köpeği (!) bir kurumla işi de olmazdı. Ülkede enflasyon hızla artmaya başladı. Maduro’nun ekonomi bakanları, enflasyonun yalan bir kavram olduğunu iddia ediyor; bunun dış güçlerin bir kumpası olduğunu söylüyordu. Enflasyonun durdurulması için hiçbir şey yapılmadı ve sermaye kontrolleri başladı. Sermaye kontrolleriyle sabitlenen fiyatlar kara borsa ortaya çıkardı ve halk, marketlerde temel ihtiyaçları bulamaz hale geldi; ucuza alınıyor diye insanlar Kolombiya’ya gidip bir kamyon malla dönmeye başladı. Venezüela bolivarı giderek değer kaybediyor bu arada da artan enflasyon karşısında hiçbir değeri olmayan memur ve işçi zamlarıyla Maduro “halkın adamı” olarak takdim ediliyordu. Maduro iyicene sıkışınca soluğu Çin ve Rusya’nın kucağında aldı. Çin ve Rusya ile kapitülasyon anlaşmaları imzaladı, petrol üretimini adeta Çin’e sattı. Tabi bu yandaş medyası tarafından “Rusya ve Çin’deki yoldaşların Amerikan emperyalizmine karşı Venezüela’nın mücadelesinde bir yardım” olarak yansıtıldı. Maduro bu arada çıkardığı bir kararnameyle varlık fonu kurdu ve ülkedeki sermayesinin yarısından fazlası devlete ait bütün iktisadi teşekkülleri buraya bağladı başına da kendisini atayarak ülke ekonomisinin %60’ını oluşturan bu şirketleri kendisi idare etmeye başladı. Tabi bu arada da bu fonu sayıştay denetimi dışına çıkarmayı da ihmal etmedi. Eeee… El colmandante varken sayıştay da kimmiş!? Bu fonun gelirleri de tamamen kendi destekçilerine sosyal yardım olarak gitti, büyük kısmı da indiragandi edildi. Devlet televizyonu Telesur her akşam yeni bir temel atma töreni yayınlıyordu. Ülke uçuyor görüntüsü veriliyordu. Ama aslında tıpkı Nasrettin Hoca fıkrası gibi, ülke uçuyordu ama uçurumdan aşağı…

Bunun sürdürülemeyeceği meydandaydı ama 2016’da başkanlık seçimi vardı. 2015’teki yerel seçimlerde de valiliklerin çoğunluğu kaybedilmişti. O halde kasada para bırakmayıp; yandaşlara dağıtmak farzdı. Merkez Bankası’nın içi boşaltıldı, kamu bankaları milyarlarca dolar zarar ettirildi ve neticede ülke bırakın ekonomik krizi adeta iktidar hırsıyla açlığa mahkum edildi. Bu arada seçim sath-ı mahaline girildi. Muhalefet tarihi bir hata yaparak seçimlere hile karıştırılacağı iddiasıyla seçimleri boykot kararı aldı. Bu ülkeyi adeta ateşe atmak demekti. Maduro bu yüzden tekrar seçildi.

Artık iş dingilinden çıkmış; çanak pislenmiş; vagon devrilmişti. Maduro her gün saatlerce yandaş televizyonlarında Amerikan emperyalizminin oyunlarını anlatıyor, buna karşı aldığı önlemleri kahramanlık öyküsü gibi pazarlıyor, canlı yayınların günlük 9 saat sürdüğü oluyordu. Sabah, öğle, akşam, ikindi her vakit bir yerde konuşuyor; yerli yersiz her konuda fikir belirtiyordu. Halk artık televizyona çıktığında ekranı kapatıyordu. Bu arada enflasyon yüzde binleri geçti, paranın kağıdı kendisinden değerli hale geldi, bazı yerlerde parayı kiloyla tartıp alışveriş yapılır oldu tabi mal bulunabilirse. Bizde de bu hali utanmadan “Atatürk’ün ekonomi politikası” diye öven bazı dangalaklara şahit olundu.

2019 yılında artık muhalefetin sabrı taştı ve ülkede iç savaş çıkarabilecek bir karara imza atılarak muhalefet lideri ve Ulusal Meclis Başkanı Guaido, devlet başkanı ilan edildi. Maduro ve ekibi kendisini direkt Amerikan ajanı olmakla suçlayarak mahkemeye verdi. Bu arada da bir darbe girişimi oldu.

2020 yılında Venezüela’yı yine gergin bir siyasi atmosfer bekliyor zira bu sene Ulusal Meclis seçimleri var. Yapılan araştırmaların ortalaması alındığında Maduro’yu destekleyen ittifakın oylarının %20’lere düştüğü görülüyor. Büyük ihtimalle Maduro’yu bu sefer yüksek seçim kurulu da kurtaramaycak ve büyük bir hezimetle zaten azınlıkta olduğu mecliste tamamen silinecek ve bir sonraki başkanlık seçiminde de arkasında koca bir enkaz bırakıp gidecek. İşte size batan bir ülkenin ibret dolu hikayesi… Biraz tanıdık yerlerde oldu de mi okurken?

Emre, Tablet Düşünce’nin kurucularındandır. emrecan1923@yahoo.com adresinden ulaşılabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s