Gelir Eşitsizliğinin Yükselişi

Barış Kaan Basdil

Bernie Sanders’a, Elizabeth Warren’a, Thomas Piketty’e sorarsanız, ciddi bir gelir eşitsizliği sorunuyla karşı karşıyayız ve bunu bir servet vergisi ile çözebiliriz. Bernie Sanders’a göre, “değeri” net 32 milyon dolardan fazla olan insanlara, yani Amerikan hanehalklarının binde birine, yüzde birden başlayarak artan bir vergilendirme ile on yılda 4.35 trilyon dolar toplanabilir ve on beş yılda milyarderlerin serveti yarılanabilir.[1] Elizabeth Warren’a göre, 50 milyondan fazla servete sahip hanelere yüzde ikiden başlayan bir servet vergisi koyarak, on yılda 3.75 trilyon dolar toplanabilir.[2] Thomas Piketty’e göre, iki milyon dolardan fazla servete sahip insanlara yüzde beş, iki milyardan fazla servete sahip olanlara ise yüzde doksan servet vergisi konabilir ve bu eşitsizlikler yönetilebilir.[3]

Sanders’ı, Warren’ı ve Piketty’i günümüz şartlarında nasıl değerlendirmeliyiz? 1980’de başlayan, ekonomik ve ekonomik olmayan ilişkilerin tamamıyla piyasa ilişkilerine indirgendiği bir sistemin düşmanları oldukları söylenebilir mi? Gerçekten de Sanders veya “komradlarını” eleştirenler, onları sosyalist olmakla “suçluyorlar”, Sanders bu suçlamayı kabul ediyor da. Sosyalist olmanın neden bir suçlama olduğunu tartışmayı bir kenara bırakalım, Sovyetler deneyinin ve sonuçlarının farkında olan insanların neden “sosyalist politikaları” desteklediğini inceleyelim.

İktisadi eşitsizliğin yakın tarihi

1922’de kurulan Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasında dünya düzeninin oluşmasında merkezi bir yere sahip. Çoğu ülkenin gerek sosyal politikalar gerekse dış politika konusunda kapitalizm – sosyalizm kutuplaşmasına göre kendilerini konumlandırdıkları söylenebilir. Birinci Dünya ülkeleri ABD’nin önderliğinde ve kapitalizmin etrafında, İkinci Dünya ülkeleri Sovyetlerin ve sosyalizmin etrafında, Üçüncü Dünya ülkeleri de post-koloniyalist felsefenin etrafında birleştiler. Bu savaşı Birinci Dünya’nın kazandığını biliyoruz fakat bu zaferin hangi imtiyazlarla kazanıldığını incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Yirminci yüzyıl, sosyalizm – kapitalizm çekişmesinin dışında incelendiğinde, bir özgürleşme yüzyılıdır. Sömürge/koloni ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmaları, Martin Luther King önderliğindeki medeni haklar hareketi, kadınların özgürleşme hareketi hep bu dönemde, özellikle altmışlarda yoğunlaşmış gibi görünüyor. 1945 – 1980 yılları arasında dünyada kamu harcamalarının arttığını gözlemliyoruz[4]. Bu harcama artışı Amerika bloğundaki ülkelerde de gözleniyor.[5]

Tüm bu gelişmelerin, Sovyetler tehdidini kontrol etmeye çalışan devletlerin basınç kontrolü olduğu çıkarımı yapılabilir mi? Veya bu gelişmelerin, ABD’nin dünya üzerindeki nüfuzunu arttırma çabalarına yurt içinden gelen protestolara karşı olduğu söylenebilir mi? Nedenini bilmesek de, tüm bu gelişmelerden sonra dünyada gelir ve servet eşitsizliğinin azaldığını görüyoruz. Amerika için vergi öncesi milli gelirleri, en yüksek yüzde bir ve en aşağıdaki yüzde elli için incelediğimiz zaman, bu politikaların etkisini görebiliriz[6]:

Aynı gözlemi, yaklaşık yirmi yıllık bir gecikme ile servet eşitsizliği için de yapabiliriz[7]:

İki grafikte de, gelir ve servet eşitsizliğindeki azalmanın bir süre sonra geriye döndüğünü görüyoruz: İki değer için dönüm noktası 1980, Amerika’da Reagan ve Volcker, İngiltere’de Thatcher’ın önderliğinde başlayan bir piyasa köktendinciliği ile denk gelir. Bu iki ülke ile birlikte sosyal harcamalar azaltılmış, finansal kısıtlamalar gevşetilmiş ve devletin ekonomiden çekilme süreci başlamıştır. Bu insanlar, piyasanın en etkin şekilde kaynakların dağıtımını sağlayabileceğini, devletin ise sadece piyasanın gardiyanı olması gerektiğini savunuyorlardı.

Amerikan Rüyası bir hayal mi?

Amerikan Rüyası, Bağımsızlık Bildirgesi’nde belirtildiği üzere, tüm insanların eşit yaratıldığına ve yaşamaya, özgürlüğe ve mutluluğun aranmasına eşit haklara sahip oldukları düşüncesine dayalıdır. İnsanların emekleri sonucunda daha iyi bir hayata sahip olabileceklerini hayal eder. The Guardian, 1940’ta doğan insanların yüzde doksanının gelir dağılımında daha iyi bir yere geldiğini, aynı yüzdenin 1980’de doğan insanlar için yüzde kırka indiğini belirtiyor[8].  World Economic Forum’un bir makalesine göre, ABD’li bir vatandaşsanız, 1940’tan itibaren, doğum yılınız günümüze yaklaştıkça, ebeveynlerinizden fazla kazanma ihtimaliniz azalıyor[9].  

Bu gözlem sadece Amerika için geçerli değil, Britanya’da da insanların yüzde altmış üçü ebeveynlerinden daha iyi eğitim aldığını söylüyor ve sadece yüzde yirmi dokuzu daha yüksek iş güvenliği hissettiğini belirtiyor[10]. Blanden, Machin ve Rahman, 2005’ten itibaren Birleşik Krallık’ta mutlak hareketliliğin azaldığını hesaplıyor[11]. OECD, düşük gelirli bir aileye doğan bir çocuğun, ülke ortalamasına erişmek için kaç nesil geçmesi gerektiğini hesaplıyor. Danimarka için bu değer iki, Finlandiya, Norveç ve İsveç için bu değer üçken, İtalya, Amerika ve Avusturya için beş, Fransa ve Almanya için altı nesil geçmesi gerekiyor[12].

Richard Breen’in 2010 yılında yayınlanan makalesine göre, eğitim alanındaki eşitsizlikler ileride sınıfsal eşitsizliklere yol açıyor. Eğer bir devlet vatandaşlarına sosyoekonomik farklılıklardan bağımsız davranmak istiyorsa, herkese kaliteli ve ücretsiz eğitim vermeli diye düşünüyorum. Günümüzde ise emek gelirleri azalırken eğitim ücretleri artıyor. Amerika’da yapılan bir araştırma, asgari ücret ve kariyer başında alının ücretlerin yıllar boyunca sabit kaldığını, devlet üniversitelerinin ve özel üniversitelerin ücretlerinin ise sürekli arttığını gösteriyor.[13] Aynı durum Birleşik Krallık için de geçerli. İngiltere’deki üniversite ücretlerinin, Amerikan devlet üniversitelerinkinden yüksek olduğunu görüyoruz. Ayrıca en zengin yerleşimler ve en fakir yerleşimler arasında üniversite başvuru sayıları arasındaki fark 2007’den beri kapanmıyor. Bu konuda öğrenci borçlarının dört yılda iki katına çıkmasının etkisi olduğu söylenebilir[14].

En kötü durum senaryosu

Ülke olarak kalkınmak istiyorsanız, bunu toplumun tümüne yaymanız gerekir, toplumun bir kısmı kalkınırken başka bir kısmının durumu kötüleşiyorsa, o ülke bu kalkınmayı sürdüremez. Bu argümanımı desteklemek için size Güney Afrika örneğini vermek istiyorum. Güney Afrika, Afrika’nın İnsani Gelişmişlik Endeksi bakımından yedinci ülkesi ve yüksek insani gelişmişlik kategorisinde[15] ve nominal gayrisafi milli hasıla bakımından ikinci[16] sırada. Bunlarla beraber gelir eşitsizliği bakımından ise dünya ikincisi[17]. Apartheid rejiminin kaldırılması ve sonrasındaki reformlara rağmen ırkçılık çok ciddi bir sorun. Ayrıca Güney Afrika’da bir orta sınıf yok[18]: zenginler çok zengin ve fakirler çok fakir. İşe erişim o kadar büyük bir sıkıntı ki, düşük gelirli insanlar için hırsızlık, istihdamdan daha karlı bir seçenek. Her ne kadar Güney Afrika mali politikalar ile gelir eşitsizliğini ciddi derecede düşürmeyi başarsa da[19], hala sabit bir istihdam ve istikrarlı bir büyüme yakalayabilmiş değil. Irkçılığın, genel olarak ekonomik eşitsizliğin, özel olarak da gelir eşitsizliğin nasıl sonuçlara yol açabildiğini Güney Afrika örneğinde görüyoruz.

Ne yapılabilir?

Başta bahsettiğimiz Sanders, Warren, Piketty gibi siyasetçiler ve akademisyenler de bu senaryonun farkındalar. Ekonominin dişlileri sermaye lehine ve emek aleyhine çalışırken, devlet mekanizmalarının bu durumu, aynı yirminci yüzyılda olduğu gibi düzeltebileceğini düşünüyorlar. Geçmişte nasıl ücretsiz zorunlu eğitim, kamu hastaneleri gibi girişimler ile gelirden bağımsız hizmetler aracılığıyla ekonomik gelir dağılımı içindeki farklılıklar devlet tarafından kapatılmaya çalışıldıysa, şu an da benzer çözümlerin düşünüldüğü söylenebilir Obama, Medicare for All isimli planı ile sigorta erişimi olmayan insanlara sigorta sağlamaya sağlarken bunu amaçlıyordu. Madem gelirler eşitsiz dağılıyor, düşük gelirli insanlara eğitim ve sağlık gibi hizmetleri götürme görevi devlete düşüyor. Bu kamusal girişimlerin finansmanı da gelire göre artan vergilendirme ile gerçekleşiyor.

Yazının başında, Sanders ve Warren’ın bu sorunlara karşı bir servet vergisi önerdiğinden bahsetmiştim. Piketty ise TED konuşmasında finansal şeffaflığın artması, banka bilgilerinin uluslararası iletiminin sağlanması, finansal varlıkların küresel çapta kayıt edilmesi, servet vergilendirmesinde küresel işbirliği ve progresif (artan oranlı) varlık vergilendirmesi tavsiye ediyor[20]. Görünen o ki ekonomik süreçleri tek başına bırakmaya devam edersek, gerek normal şartlarda, gerekse ekonomik krizlerle gelir ve servet zenginlere akmaya devam edecek. Korkut Boratav’ın dediği gibi, işçi gelirlerindeki tüm iyileşmeler, ekonomik krizlerle “düzeltiliyor[21]”.

Sonuç

Bu yazımda, gelir eşitsizliğinin yükselişinden ve bu yükselişin nedenlerinden, bu yükselişin sebep olduğu sosyal sorunlardan ve önerilen çözüm yöntemlerinden bahsetmeye çalıştım. Gelir ve servet eşitsizliği günümüzde iktisat yazınında sıkça işlenen bir konu. Bu sıklığın sebebinin toplumsal sorunların bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Bilinçli bir vatandaşın da gelir eşitsizliği hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini düşündüğüm için, elimden geldiği kadar bu konuyu sizlere açıklamaya çalıştım. Umarım yazıdan faydalanmışsınızdır. Yorumlarınız, sorularınız ve eleştirileriniz için yazının altına yorum yapabilirsiniz. Sonraki yazılarda görüşmek üzere.

Barış, Tablet Düşünce’nin baş editörüdür ve kurucularındandır. kaanbasdil@gmail.com adresinden ulaşılabilir.


[1] https://berniesanders.com/issues/tax-extreme-wealth

[2] https://elizabethwarren.com/plans/ultra-millionaire-tax

[3] https://www.cnbc.com/2019/09/12/billionaires-should-be-taxed-out-of-existence-says-thomas-piketty.html#:~:text=In%20an%20interview%20with%20the,and%20boost%20growth%20is%20false.

[4] https://ourworldindata.org/government-spending

[5] https://www.imf.org/external/datamapper/exp@FPP/USA/FRA/JPN/GBR/SWE/ESP/ITA/ZAF/IND/TUR

[6] https://wid.world/country/usa/

[7] https://wid.world/country/usa/

[8] https://www.theguardian.com/inequality/2017/jun/20/is-the-american-dream-really-dead

[9] https://www.weforum.org/agenda/2017/11/the-pursuit-of-happiness-how-the-american-dream-turned-into-greed-and-inequality/

[10] https://www.theguardian.com/society/2020/jan/21/social-mobility-decline-britain-official-survey-finds

[11] https://blogs.lse.ac.uk/businessreview/2019/05/08/millennials-are-some-of-the-worst-hit-by-social-mobility-decline-in-the-uk/

[12] https://www.theguardian.com/society/2018/jun/15/social-mobility-in-richest-countries-has-stalled-since-1990s

[13] https://www.thegospelcoalition.org/article/tuition-rising-enrollment-holding-christian-colleges-struggling/

[14] https://www.bbc.com/news/education-40511184

[15] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_African_countries_by_Human_Development_Index

[16] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_African_countries_by_GDP_(nominal)

[17] https://worldpopulationreview.com/country-rankings/gini-coefficient-by-country

[18] 2018 Dünya Eşitsizlik Raporu.

[19] https://www.worldbank.org/content/dam/Worldbank/document/Africa/South%20Africa/

za-south-africa-economic-update-fiscal-policy-redistribution-unequal-society-infographic.

pdf

[20] https://www.youtube.com/watch?v=JKsHhXwqDqM&t=723s

[21] Korkut Boratav. Türkiye İktisat Tarihi, 1908 – 2015.

Gelir Eşitsizliğinin Yükselişi” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s